ASIL MUCİZE KENDİNİZSİNİZ GERİSİ HEP OLAĞAN ŞEYLER

GOETHE

İnsan yalnızca kendi iç dünyasına yolculuk yaptığı zaman aslında suan ki kendisinin sahte ben olduğunu anlıycaktır. Gerçek ben orda gizli sizi bekliyo lakin çoğu insan kendi içsel dinamiklerini ya görmezden geliyo yada hayatı boyunca kaygıları, anlık sorunları onu hep oyalamıştır kendi yüreğini karşısına oturtup onunla dertleşmeye bir türlü fırsatı olmamıştır. Acaba kaçımız yaşadığımız hayattan memnunuz, kaçımız gerçekten çocukken kurduğu hayallerini gerçekleştirebildi. Çoğumuz belkide geçim sıkıntısı yüzünden bi işe girip calısıyım de günü kurtarıyım kafasında. Tamam kabul ediyorum ABD, EURO BÖLGESİ oralarda doğmak bi şans çünkü insanların ekonomik sıkıntısı, gelicek kaygıları olmadıkları için zihinlerini ve beyinlerini yaratıcılığa ayırabiliyorlar. Türk insanı ise doğarken zaten borçlu doğduğu için yaratıcılık ne kelime geçim sıkıntısına düşmüş insanımızın çoğu ya işsiz kalmış bunalıma girmiş, yada cüzi miktarlara calısmak zorunda kalmış, işsizlik bu kadar çokken işini kaybetme korkusu yüzünden kıpırdayamaz olmuş. Beyin yorgun kafa boş değilki yaratıcı olsun en büyük nedeni içinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik sorunlarımız.

Karamsar bi tablo çizdiğimin farkındayım, ama insan kendine inandımı Mardin’den Aziz Sancar da çıkar Selanik’ten Mustafa Kemal lerde yeterki sahte beni öldürün içinizde. O size hep bi bahane uydurur, herşey gözünüzde büyür vede inancınız kırılır. Sadece kendinize inanın başka kimseye değil. Bir kartal üstünde durduğu dala değil kendi kanatlarına güvenir. O dal isterse kırılsın uçar gider kimseyede eyvallahı olmaz. Bende sizden kendi gücünüze inanmanızı istiyorum. Her insanın kanatları vardır kimi zekidir kimi çalışkan, kimi azimlidir kimi hırslı ama herkesin bi güçlü yanı vardır. Yok diyen kendini keşfedememiştir olumsuzluklarını görmekten, kendine sürekli sövmekten kendi gücünün farkına varamamıştır.

Mesela siz hiç çevrenizden, anne babanızdan yada sevgilinizden size iş kur diyen oldumu ? Olduysada çok azdır yada hiç yoktur. Çoğumuza iş bul derler. İnsanlar riski almak istemez, sürekli güvenli alanlarında kalmak isterler. Halbuki bi adım atıcak cesareti gösterebilseler kimbilir belkide herşey çok farklı olucak, istedikleri hayatı yaşayabilecekler. Bununla ilgili size aylar öncesinde okuduğum bi kitaptan alıntı yapmak istiyorum.

ABD’de adamın biri Microsoft’a iş başvurusunda bulunuyor, kabul edilince iş görüşmesine çağrılıyor ve adamın başvurduğu pozisyon temizlik elemanlığı. Adam gidiyor görüşmeye yerleri,camları vs silmesini istiyolar ve adamda güzelce yapıyor. İşe alıcak olan insan kaynakları adama mail adresiniz varmı diyorlar adamda yok diyor. Bunun üzerine şirket onu işe alamıycaklarını sölüyorlar adamın kendilerine ancak mail adresi oluşturup tekrar başvurursa işe alınabileceğini belirtiyorlar. Bunun üzerine adam tekrar başvuru yapmıyor ve evine dönerken cebinde kalan az parasıyla biraz kiraz alıyor. Kapı kapı dolaşıp kirazları satıyor. Bu böyle böyle önce kazancıyla kasa kasa almaya sonra bı kamyon alıp mahalle aralarında tonlarca satmaya devam ediyor. Belli bi zaman geçip adam güzel paralar kazandıktan sonra kendi nakliye firmasını kuruyor vede ABD’de hatrı sayılır sayılı nakliye şirketlerden biri olma başarısını gösterebilmiş. Bir gün işini geliştirip daha iyi rekabet edebilmek markalaşabilmek yolunda bir iş geliştirme hakkında danışmanlık veren bi firmayla görüşüyorlar. Bayan soruyor mail adresiniz var mı diye adamda hayır yok diyor. Bayan çok şaşırıyor vede adama diyor ki siz bu kadar başarıyı mail adresiniz olmadan mı yaptınız derken yüzündeki o şaşkınlık herşeyi anlatıyor o an. Adamdan evet yanıtını duyduğu an bayan eğer sizin mail adresiniz olmuş olsaydı bugünkü başarınızdan çok daha büyük yerlerde olabilirdiniz derken adam bu söze gülmeye başlıyor. Tabi bayan anlam veremiyor neden güldüğüne ve sormak istiyor, bayım neden güldünüz yanlış bişey mi söyledim diye. Adam yok diyor yanlış bişey söylemediniz ama eğer bi mail adresim olmuş olsaydı ben bugün Microsoft’ta temizlik elemanı olarak çalışma hayatıma hala devam ediyor olacaktım.

Burda asıl anlatmak istediğimi anlatabildiysem sizlere ne mutlu bana. Asıl mucize sizsiniz gerisi zaten kendiliğinden geliyor bi şekilde. Düşünsenize ilk insanlardan bugüne nasıl gelmişiz. Oklarla taşlarla dinazor kovalayan insanoğlu bugün evreni, kainatı keşfetmeyi, zamanlar arası yolculuk çalışmalarını yapmayı deniyorlar. Vede bunun gibi daha niceleri. Hayatta ne yapmak istersiniz bilmiyorum, hedeflerinizden haberim yok ama şunu çok iyi biliyorum ki kendi iç sesinize kulak verirseniz, birazda azimli olup sabretmeyi bilirseniz bu hayatta ölümsüzlüğü bulmaktan başka herşeyi başarabilirsiniz ( kim bilir belki bi gün onuda başarır insanoğlu ) diyerek ihtimal vermiyorum kesin konuşuyorum. BA-ŞA-RIR-SI-NIZ

Yorumlarda buluşmak ümidiyle..

APPLE’A İLHAM VEREN ADAM : ALAN TURING ( 1912 – 1954 )

Enigma filmini izlerken geçenlerde etkilendiğim Alan Turıng hakkında araştırma yapmak istedim. Sadece filmde anlatılanların yetersiz olduğunu bu müthiş dehanın herkesin tanımasını istedim. O sadece Apple’a ilham vermesi için değil aynı zamanda bugun kullandığımız bilgisayarların, tabletlerin, cep telefonlarının, yapay zeka girişimlerinin fikir babası olduğu içinde çok değerli bi mucittir. Lafı çok uzatmadan birazda Turıng’ın hayatını ve yaptığı çalışmaları inceleyelim.

23 Haziran 1912’de Londra’da doğan Alan Mathison Turing 20. Yüzyıl’ın belki de en önemli matematikçilerinden biridir. 2. Dünya Savaşı sırasında kod kırıcı (kriptograf) olarak çalışan ve böylece milyonlarca insanın hayatının kurtulmasını sağlayan Alan Turing, aynı zamanda günümüzde en çok kullanılan makinalardan biri olan bilgisayarların temelini oluşturacak ilk temel fikirleri geliştirmiştir. Kendisini hiçbir zaman bir filozof olarak tanımlamasa da, 1950 yılında yayınlanan makalesi “Makinaların İşleyişi ve Zeka”, modern felsefe tarihinde en çok alıntı yapılan makalelerden birisi olmuştur! Tek başına yaptığı çalışmalar sonucunda, o zamana kadar hiçbir biyologun çözemediği bir sorunun üstesinden gelmiş ve doğada (özellikler canlılar üzerinde) görülen desenlerin nasıl oluştuğunu matematiksel olarak ifade etmeyi başarmıştır. Döneminde var olmayan bilgisayarları hayal etmekle kalmamış, bu makinaların aynı zamanda ileride insana benzer bir şekilde düşünebileceğini ve hatta bizi aşabileceğini de öngörerek “Yapay Zeka”nın temellerini atmıştır. Onun zamanında var olmayan makinaların, onun zamanında henüz var olmayan “insansı” zekalarını test edebilmemizi sağlayacak Turing Testi’ni geliştirmiştir. 42 yıllık kısacık ömründe sadece bilime değil, insanlığa ve düşünce tarihine de sayısız değer katmıştır.

Kısa Bir Hayat Öyküsü

14 yaşında Dorset’teki Sherborne Okulu’na başlayan Alan, burada hayatıyla ilgili çok önemli iki şeyi keşfetti: İlki, matematikti. Matematiğe olan ilgisinin ne kadar büyük olduğunu gördü ve hayatını bu yönde ilerletmeye karar verdi. İkincisi ise, kadınlara değil, erkeklere aşk ve cinsel ilgi duyduğuydu. Bunun ilk defa fark edildiğinde, hele ki toplum normları açısından düşünülecek olursa, ne kadar “tuhaf” ve “sıradışı” bir aydınlanma olduğunu hayal edebilirsiniz. Toplum, bizlerin kime aşık olmamız gerektiğini dikte etmektedir. Öyle ki yasalar, aşık olmanız gereken cinsiyeti hukuki olarak bile belirleyebilir! Eğer yanlış kişi veya cinsiyete aşık olursanız, cezalandırılırsınız. O dönemin İngilteresinde bir insanın kendi cinsiyetinden olan birine aşık olması sadece yasak değildi; aynı zamanda ağır bir şekilde cezalandırılıyordu da… Alan, daha o zamanlarda kural yıkıcı bir doğaya sahip olduğunu anlamıştı.

Daha sonra Cambridge Üniversitesi’nin Dünyaca ünlü King’s College’ına yazılan Alan, matematik bölümünü her geçen sene artan yüksek bir başarıyla bitirdi ve 1935 yılında üniversiteye akademi üyesiolarak kabul edildi. 1936 yılında yayınladığı makalesi “Hesaplanabilir Sayılar Üzerine”, onun ilk ve belki de en büyük zaferi oldu. Bu yazıda, bugün “hesaplama” (computation) olarak bildiğimiz olgunun tanımını yapmakla kalmadı, aynı zamanda hesaplamanın başarabileceklerinin sınırlarını da ortaya koydu. Onun döneminde “bilgisayar” (İng: “computer”) sözcüğü, bugün olduğunun aksine, bir makinaya işaret etmek için kullanılan bir kelime değildi. “Bilgiyi sayan insan” anlamına geliyordu. Masa başında saatlerce oturan ve neredeyse her zaman matematiği iyi olan dişiler arasından seçilen bu insanlar, devletten veya çeşitli kurumlardan gelen verileri defterlere ve kağıtlara işlerlerdi; gerekli hesaplamaları yapar, doğru evraklardaki doğru sütunlara doğru bilgilerin girildiğinden emin olurlardı. Zorlu bir işlem yapılması gerektiğinde, hesaplanması gereken sayılar bu kişilere verilirdi ve bu “bilgisayarlar”, saatlerce ve günlerce hesaplamalar yaparak, yaptıkları hesaplamaların doğru olduğunu tekrar tekrar test ederek, sonucu hesabı isteyen kişiye (devlet yetkililerine, bilim insanlarına, vs.) iletirlerdi. Sürekli olarak bilgi işleyip, sayım ve hesap yaptıkları için onlara “sayıcı” anlamında “bilgi-sayar” denirdi. Alan Turing, insanların yaptığı bu çok basit ama aşırı önemli işin, sadece birkaç mekanik veya elektronik adımla makinalar tarafından yapılabileceğini öngördü. Bu öngörüsü, insanlık tarihini değiştirecek bir şekilde, “bilgisayar” sözcüğünü bir insan mesleği olmaktan çıkaracak ve bir çeşit makinanın adı haline getirecekti…

Bu nedenlerle de Hesaplanabilir Sayılar Üzerine makalesi, modern bilgisayar biliminin temellerini atan çalışması olarak anılmaktadır. Bu çalışmasının yarattığı etki ve topladığı beğeni sayesinde, mantık ve matematiğin diğer alanları üzerine çalışmak üzere Princeton Üniversitesi’ne kabul almayı başardı. Buradaki çalışmalarını tamamladıktan sonra, Amerika’da kalma imkanı olmasına rağmen, 1938 yılında İngiltere’ye dönmeye karar verdi. İngiltere’ye dönüşünden kısa bir süre sonra, 2. Dünya Savaşı sırasında İngiliz haberleşmesine katkı sağlaması amacıyla İngiliz hükümeti tarafından işe alındı. 

2. Dünya Savaşı ve Enigma

Öncelikle ufak bir kriptografi ekibine dahil olan Turing, 1939-1945 yılları arasında sürekli Alman şifreleme makinası Enigma’nın kırılmasıyla ve savaşın gerektirdiği diğer kriptolojik çalışmalarla meşgul oldu. Enigma, Almanlar tarafından üretilen ve “kırılamaz” olarak kabul edilen bir şifreleme sistemidir. Makinanın şifre üretmek için kullandığı kodlama sistemi her gün Alman ordusu tarafından değiştirilmekteydi. Böylece Almanlar’dan başka kimse, hangi kodlama tabanının kullanıldığını bilemiyordu. Makinanın kendisi de zaten tamamen rastgele gibi gözüken bir şifreleme mekanizmasına dayanmaktaydı. Şifreleme sisteminin her gün değiştiriliyor olması, o zamanlar sadece insanlardan oluşan şifre kırıcı ekiplerin (bu kişileri, o zamanın “hackerları” olarak düşünebilirsiniz) makinanın çalışma mantığını kırmak için yalnızca 24 saatlerinin olmasına neden oluyordu. Fakat hiçbir insanın zihni ya da fiziksel becerileri, böylesine karmaşık bir kodun bu kadar hızlı, yorulmaksızın ve dikkat dağılmaksızın çözülmesine izin vermiyordu. İşte Turing, bir insan yerine bu çözüm işleminin bir makina tarafından yapılabileceğini hayal etti. 

Hem iş arkadaşları, hem de hükümet, bu fikri alaya aldı. Turing, “hayalperest” olmakla suçlandı. Ancak uzun uğraşlar ve bol miktarda kavga sonucunda dediğini başardı ve Nazi Ordusu’nun “kırılamaz” Enigma’sını neredeyse tek başına çözdü. Böylelikle Almanlar’ın belkemiği olan hücumbot ve denizaltı haberleşmelerinin İngilizler ve müttefikleri tarafından satır satır okunabilmesini sağladı. Bu sayede Almanların yapacağı sayısız sinsi saldırının önüne geçildi ve belki de milyonlarca masum hayat kurtuldu. Bu başarısı Alan Turing’i sadece müthiş bir bilim insanı olmaktan çıkararak, 2. Dünya Savaşı’nın gidişatını değiştiren tarihi ve askeri bir figür haline de getirdi. Ha bir de… İngiliz Hükümeti’nin hedefi haline… Çünkü Turing, çok fazla şey biliyordu. İngiliz Hükümeti, hayatının sonuna kadar onu yalnız bırakmayacaktı. Başarıları nedeniyle kahraman ilan edilmesi gerekirken, “devlet sırrı” adı altında tüm başarıları halı altına süpürüldü ve görmezden gelindi. Alan Turing, 2. Dünya Savaşı’na yön veren isim olsa da, savaşın bitiminde tam olarak bir “hiç”ti. 

Savaştan Sonra…

Bu onu yıldırmadı. Avrupa’daki savaşın sona ermesiyle yeni bir tutkusu ortaya çıktı. Matematiğin ve felsefenin temelini oluşturan mantık üzerine fikirlerini, kriptolojideki deneyimlerini ve elektronik aletler hakkındaki bilgisini bir araya getirerek modern anlamdaki ilk “elektronik bilgisayarı” oluşturmaya karar verdi. Yani bilgisayarları teorik bir olasılık olmaktan çıkararak, pratik olarak üretilebileceğini göstermek istiyordu. Ama planları, kendisine rakip olan ve güçlü bir şekilde desteklenen bir Amerikan projesi nedeniyle gölgede kaldı, çalışmaları desteklenmedi ve unutuldu. Aynı zamanda savaş zamanında elde edilen başarıların sır olarak kalması gerekliliği nedeniyle kendine rahat bir çalışma ve araştırma ortamı da yaratamadı. Amacına ulaşamayan çabaları nedeniyle ilgisini başka bir alana çevirmeye karar verdi: maraton koşuculuğu… Elini attığı her şeyi öylesine iyi bir şekilde yapıyordu ki, çocukluktan bu konuda profesyonel eğitim almamış olmasına rağmen, neredeyse 1948 İngiliz Olimpiyat Oyunları’nda yarışmaya kabul edilecek bir düzeye gelmeyi başardı. 

Turing’i harekete geçirenler, her daim bilimsel olmuştur; ticari ya da endüstriyel değil. Hiçbir zaman para ya da güç hırsına kapılmadı. Tek tutkusu matematik ve onun uygulama alanlarıydı. Bilgisayarın üretilmesi konusunda hüsrana uğrayınca, kısa bir süre sonra da hesaplamanın teorik kısıtlamalarıyla yeniden ilgilenmeye başladı. İnsan beyni ilgisini çekmeye başladı. Turing, beynimizi güçlü bir hesap makinası olarak görüyordu. Üretilebilecek bilgisayarların sadece insanın beyninin ürettiği davranışlara benzer davranışlar sergilemenin ötesine geçerek, ondan daha bile başarılı olabileceğini düşünmeye başladı. Olması gerektiği gibi programlandığı takdirde bilgisayarların insan beynine rakip olabileceğini ilk defa öne sürdü. Hatırlatırız: Daha o zamanlarda bilgisayar icat edilmemişti bile, sadece Turing’in bir hayali konumundaki bir cihazdı! 

Bilgisayarların Kısa Tarihi ve Alan Turing

Aslında bilgisayarların temelleri kendisinden çok önce, 19. Yüzyıl’da Charles Babbage tarafından atıldı. Bu basit analitik hesapları yapabilen makinalar, günümüzdeki dijital hesap makinaların çok basit birer versiyonu gibidir. Tarihin ilk tam otomatik hesap makinası 1939 senesinde Harvard Üniversitesi’nde üretilmeye başlanmıştır. Bildiğimiz ilk bilgisayar ise 1944 yılında üretilen Mark 1 isimli makinadır. Ancak bunlar, Turing’in hayalindekine göre çok daha basit makinalardı; geliştirilmeleri için hesaplama yapabilme becerileri ve yöntemleri bakımından yeni ve güçlü teorilere ihtiyaç duyuyorlardı. İşte Turing, Mark 1 ve sonradan gelecek sayısız bilgisayarın önünü açan yaklaşımlar geliştirmiştir. Üstelik dönemindeki çalışmaların çok ötesinde bir öngörüyle, makinaların sadece basit 4 işlemi yapabilmekten öteye geçebileceğini ileri sürmüştür. Onun ve diğerlerinin öngörüleriyle 1946 yılında ilk tam amaçlı, programlanabilir bilgisayar olan ENIAC (Elektronik Sayısal Entegratör ve Hesap Makinası) üretilmiştir. 18.000 adet vakum tübü kullanan, koca bir odayı kaplayan ve çalışırken bol miktarda enerji tüketip, çok fazla ısı üreten bu “canavar”, kısa süre sonra, 1951’de tamamlanan UNIVAC (Evrensel Otomatik Bilgisayar) tarafından gölgede bırakılmıştır. Günümüzde ceplerimizde bile taşıyabildiğimiz bu müthiş işlevsel makinaların önünü açan ismin Turing ve öngörüleri olduğunu bilmek önemlidir.

1948 yılında Manchester Üniversitesi’ne giden Turing, sadece iki yıl sonra ünlü makalesini (Makinaların İşleyişi ve Zeka) yayınladı. 1951 yılında Kraliyet Cemiyeti’ne akademi üyesi olarak seçildi. Turing, bilimin derinliklerine ilerledikçe, ilgi alanı da çeşitleniyordu. Yepyeni ve tamamen farklı bir alana ilgi duymaya başladı: biyolojik morfogenezin (yapısal oluşumun) matematiksel teorisi! Yani canlıların vücut yapılarının ve üzerlerindeki desenlerin matematiksel olarak nasıl ifade edilebileceğinin sırrını çözmeyi kafaya koydu. 

Morfogenez ve kimyasal tepkimelerle ilgili Turing'e ait çalışmalara bir örnek...
Morfogenez ve kimyasal tepkimelerle ilgili Turing’e ait çalışmalara bir örnek…

Yanlış Kişiye Aşık Olma, Ölürsün!

Ama her şey, aşk ile son buldu. Turing, 1952 yılında bir diğer erkekle tanıştı ve onunla birlikte oldu. Bunu öğrenen devlet yetkilileri, hakkında yakalama kararı çıkararak “ayıplı suç işlemek” nedeniyle tutukladı. Kendisine iki seçenek sunuldu: ya hapse girecekti ya da yüksek dozda östrojen hormonunun vücuduna enjekte edilmesiyle “kimyasal olarak hadım” edilecekti. Alan Turing, hapse girerek hayatını harcamaktansa, cinsel kabiliyetini yitirmeyi tercih seçti. Bunun üzerine vücuduna düzenli olarak kimyasal verilmeye başladı. Erkeksi özelliklerini yitirirken, memeleri büyüdü, testisleri küçüldü, davranışları farklılaştı. Kadınlara kadınsı özellikleri kazandıran östrojen hormonu, Alan Turing’i sadece fiziksel olarak değiştirmekle kalmadı; aynı zamanda zihnini de bulandırmaya başladı.

Üstelik bu tam bir kurtuluş değildi; İngiliz hükümeti Turing’in hayatını elinden almak istiyordu! Mahkeme kararından çok kısa bir süre sonra Turing’in şifrelemeyle ilgili çalışmalarının, üniversitede devam edebileceği düzeyde görülmediği belirtildi. Üniversiteyle bağları kesildi. Ancak buna rağmen Turing’in özgürlük anlayışı en ufak bir yara almadı. Özgürlüklerinin kısıtlanacağını düşünmek yerine, daha da güçlü bir özgürlük aşkıyla yanıp tutuşmaya başladı. Kendisini tamamen entelektüel çalışmalara verdi. Sadece biyolojik teorilerinin değişik uygulamaları için kolları sıvamakla kalmadı, aynı zamanda temel fizik ile de ilgilenmeye başladı. Kendisinden oldukça uzak olan bu sahada yepyeni fikirler geliştirmeye başladı.

İşte tam da bu yepyeni alanlarda, yepyeni teoriler geliştirmeye başlamışken, 7 Haziran 1954’te evinde ölü olarak bulundu! Ölüm nedeni zehirli kimyasal kullanara intihar olarak ilan edildi. Bu olay, bilim dünyası ve kamuoyu için oldukça şaşırtıcı oldu. Turing her ne kadar eşcinselliği, devlet baskısı ve genel olarak deha nitelikleri dolayısıyla çoğunlukla içine kapalı ve kendi halinde bir portre çizse de, bu nedenlerle kendi hayatına son verecek birine hiç benzemiyordu. İlaç tedavisi nedeniyle bozulan psikolojisini düzeltmek için yardım bile almaya başlamıştı! 

Fakat intiharlar kimi zaman belirsizdir. Hemen komplo teorilerine kucak açmamak lazım; ancak Dawson gibi bazı eleştirmenler, suikast ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini uzun bir süre boyunca savundular. Adli tıp doktorları, ölümünün herhangi bir suikast şüphesi içermediğini belirtti. Böylece bir süre sonra kamuoyu ve bilim camiası, Turing’in erken ölümünün gerçekten de bir intihar olduğunu kabullendi. 

Turing Efsanesi

Geriye bakıldığında Alan’ın üzerinde çağdaşlarının ve hatta yakın dostlarının bile bihaber olduğu müthiş baskılar olduğu görülebilir. Kimyasal hadım işlemi onu bambaşka biri haline dönüştürmüştü. Zihnini eskisi gibi kullanamadığını düşünüyordu, insanlarla ilişkileri tuhaflaşmıştı ve kendisine yabancılaşmıştı. Dönemin sapkın, gerici ve homofobik algısı, belki de insanlığın en kıymetli dehalarından birinin hayatına mal oldu. Annesi, onun acemice yapılmış bir kimya deneyinden sonra ellerine bulaşıp kalan siyanür nedeniyle öldüğünü düşünüyordu. Tuhaftır… Turing’in yakın dostlarının büyük bir kısmı, Turing’in kendi hayatını alırken kullandığı siyanürün, annesinin tam da böyle düşünmesi için seçildiğine inanıyorlar. Yani Turing, ölürken bile arkasında bıraktıklarını incitmek istememişti. Ölümünden sorumlu olan yarısı yenmiş siyanürlü elma, Alan Turing’in intiharının bir simgesi haline gelmiştir. Turing’in hayatını bilen birinin, meşhur teknoloji ürünü Apple’ın logosuna aynı şekilde bakmaya devam etmesi mümkün değildir.

Yeri gelmişken belirtelim… Apple’ın logosunun Turing’e bir göz kırpma olduğuna dair birçok söylenti bulunmaktadır. Logonun tasarımcısı Rob Janoff, 2009’daki bir röportajında logonun ne Turing, ne Isaac Newton, ne de İncil ile ilgili olduğunu belirtmiştir. Apple logosuyla ilgili birçok başka söylenti olsa da, elmadan alınan ısırık, Fransız sanatçı Jacques Moury-Beauchamps tarafından tavsiye edilmiştir. “Isırık” sözcüğü İngilizcede “bite” (okunuş: “bayt”) olarak geçer. Bayt (İng: “byte”, okunuşu: “bayt”), aynı zamanda bir bilgisayar terimidir. Apple, bunu hoş bir kelime oyunu olarak görmüştür. Neyse, toparlayalım:

Turing geride tamamlanmamış işler bıraktı. Bunların arasında morfogenezin matematiksel teorisi de vardı. Bu teori, kimyasal reaksiyonlar ve difüzyon için lineer olmayan eşitlikleri göstermeyi temel alıyordu ve Alan da bu tür bir iş için bilgisayar kullanan ilk kişiydi. Bu yüzden bazı yazarlar bu teoriden “yapay zekanın temeli” olarak bahsederler. Bazı kaynaklar Turing’i “Yapay Zekanın Babası” olarak görmeyi reddetse de, Evrim Ağacı olarak biz bu iddiamızın arkasındayız. Bugün hala uluslararası çapta bir “yapay zeka testi” olarak kullanılan Turing Testi’ni geliştirecek kadar Yapay Zeka üzerine kafa yormuş birini bu unvanla anmamak, bize saygısızlık olarak gözükmektedir.

Turing, zamanının fikirsel akımlarından hiçbirine tam olarak uymuyordu. 1950’lerde yorumcular onu tanımlamak için çok az kelime bulabiliyorlardı. Ama aslında 1970’lere kadar onun hayatının gerçeklerinden söz edilmedi. Onu aslında hala 20. Yüzyıl düşünce tarzında bile uygun bir yere yerleştirmek çok zor. Belki de zamanının en orijinal zihni, kişisel özgürlük için en ısrarcı olanı oydu. Eğer ki gelecekten gelen bir isim arıyorsanız, Alan Turing birkaç olasılıktan biri olarak görülmelidir.

Sizi Katlettiğimiz İçin Özür Dileriz!

Turing, uzun yıllar boyunca unutuldu. Tıpkı 2. Dünya Savaşı’na yön vermesinden sonra tamamen unutulması gibi… Belki kendisi bunu önemsemezdi. Ancak bilim tarihine merak duyan insanların buna göz yumması mümkün değildir. Turing’in ünü ölümünden sonra yıllar geçtikçe bilim camiasında yayılmaya başladı. Adeta bir hayalet gibi, efsanesi bilgisayar bilimlerinden mühendisliğe ve hatta temel bilimlere kadar hızla yayıldı. Nihayet hak ettiği saygıya kavuştu; ancak bedeni, hükümet tarafından katledileli çok oldu. O noktadan sonra neye yarar?

Kraliyet Özrü
Kraliyet Özrü

Devlet eliyle intihara zorlanması ve 7 Haziran 1954 günü, 42 yaşındayken dolaylı yoldan katledilmesinden tam 59 sene sonra, 24 Aralık 2013’te, çok nadir görüldüğü söylenen Kraliyet Özrü’nün (yukarıda şaşalı bir dille yazılmış aslı gözüküyor) özeti şu:

“Özür dileriz. Çok daha iyi davranılmayı hak ediyordun.”

Hadi ordan!

Kraliyet özrüymüş…

KARDİYO NEDİR? NASIL YAPILMALIDIR ?

Akşam saatleri, yenilenin en yavaş sindirildiği ve depolama oranının arttığı, performans ve enerjinin düştüğü zaman olarak gösterilir. Akşam saatlerinde antrenman yapmak zorunda olanlar için beslenme ve antrenman düzeni düşük sindirim ve hormonal düşüklük göz önüne alınarak yapılmalıdır. Antrenman sonrası öğün en önemli ve dikkat edilmesi gereken öğündür. Burada antrenman sonunu karbonhidrat ihtiyacı olaak düşük tutmanız gün içerisinde almanız gereken protenının yarısını burada almanız en doğrusu olucaktır.
Bu genel mantık haricinde, eğer kilo verme ve yağ yakımı amaçladıysanız antrenmandan sonra karbonhıdrat almayıp proteın ve sağlıklı yağ tüketmkte fayda görüyorum https://www.fitekran.com/en-saglikli-yaglar-hangisini-tuketmeliyim/

Ağırlık antrenmanları kardiyovasküler herhangi bir egzersizden önce yapılmalıdır. Isınma amaçlı antrenman öncesi kardiyo yapılmaz. Isınma farklı uygulanan bir metottur. Antrenman öncesi yapılan kardiyolar daha fazla yağ yakmaz aksine ağırlık antrenman performansını düşürür. Totalde daha az yağ yakılır. Ağırlık antrenmanı sonrası yapılan kardiyolar yüksek yağ yakımı ve yüksek taşıma sağlar.

KARDİYOVASKÜLER EGZERSİZ NE DEMEKTİR , HANGİ TÜR HAREKETLER KARDİYOVASKÜLER EGZERSİZDİR.

Kalp ve akciğerlerin kana oksijen taşıma kapasitesini arttırır ve dolaşım sistemine doğrudan etki eder. Bu oksijen sirkülasyonunu sağlayabilmek için kasların, kesintisiz olarak enerji üretmesi gerekir. Bu da kasları güçlendirir. Yüzme, koşu, yürüyüş, her türlü doğa sporu, dans türevleri, kayak, crossfit, bisiklet ve kürek kardiyovasküler egzersizlere örnektir. Tüm bu egzersizlerin ortak özelliği ise, pek çok kas grubunu aynı anda, belli bir ritm içinde ve sürekli olarak çalıştırması ve kalp atım hızını yükseltmesidir. Kardiyovasküler antrenmanın faydaları nelerdir dersenız hemen sıralıyım:

Yaşam süresini uzatıyor

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Kas ve iskelet sistemini güçlendiriyor

·Vücudun genel dengesini sağlıyor



Kardıyolarınızı calısacagınız antrenman programına uygun planlamanız gerekır . Örnegın o gün salonda bacak calısıcaksanız 5 dakıka yuruyus yada hafıf tempo kosu bacak antrenmanı ıcın buyuk kas grubu olan bacak kısmınızı ısıtıcaktır ve işinize yarıyAcaktır. Lakin sırt kısınızı calıstırıcaksanız yuruyus yada koşunun bı faydası olmayacaktır.Bunun ıcın sırtınızı ısıtıcak hareketlere odaklanmanız gerekecektır.

Antrenman sonrası yaptıgınzıda kardiyovasküler denge ve enerji ihtiyacının çoğu yağdan yakılır. Oksijen kapasitenız artar, gün boyu kalp ritmi üzerinden yağ yakarsınız ( doğru beslenme şartı ile )

HİTT KARDİYO

Yağ yakımınızı hedeflediğiniz programınızı da kardiyolarınızı kalp ritim seviyelerine göre düzenlenmesi üst seviye yağ yakımı sağlayacaktır. Nabız, eforunuzun ve egzersiz şiddetinizin ölçüsüne göre kalp atım hızınızı belirler. Kalp atım hızınız ne kadar şiddetli ise kan akış hızınız o kadar aktif, besin taşıyıcılarınız o kadar hızlı ve yağ yakımıda bir o kadar çabuk olacaktır.Yüksek nabız ile birlikte kalp ritim seviyelerinizi kardiyo egzersizleriniz de akıllıca uygulamanız, hem anlık yağ yakımınızı hemde gün içerisinde ki toplam yakımı etkiler.

Hit kardiyoları, nabız kontrolü üzerinden inişli çıkışlı en etili yağ yakım egzersizidir.

Eğer spor salonunda antrenman yapıyorsanız hafif 2-3 dakıkalık bi yürüyüşten sonra bayan erkek farketmez yağ yakımı ıcın hafif ağırlık bol tekrar hareketlerı yapıldıktan sonra kardiyo yapılmasını tavsiye ederim. Çünkü önerdiğim hit kardiyo şekli kendınızı zorlayan yoran bi kardiyo türüdür. ( Bir örnekle açıklamak gerekirse arabamızla otobanda düz yoldamı gıttıgımızde daha cok mazot harcarız yoksa şehir içinde dur kalk yaparak süreklı mı daha cok mazot yakılmış olur. )Vücudumuzda aynı tıp şeklide çalışır koşma-yürüme-depar karıştırarak yapılan kardiyonun yağları parçalama üzerinde cok daha buyuk bı etkısı vardır. Şayet ben böyle bi kardiyo yapmıştım aylarca.

Örnek hit kardiyo planı ( koşu bandı üzerinde 15 dakıkalık kardiyo planı, tabiki siz bunu yaş durumunuza sağlık durumunuza göre hız ayarlamaları yapabılırsınız. )

1 dakıka 5km hız

1 dakıka 6 km hız

1 dakıka 7 km hız

2 dakıka 12 km hız

1 dakıka 11 km hız

1 dakıka 10 km hız

1 dakıka 5 km hız

2 dakıka 12 km hız

1 dakıak 11 km hız

1 dakıka 5 km hız

2 dakıka 12 km hız

1 dakıka 5 km hız

SABAH KARDİYOSU

Çalışmayan ev hanımları varsa eğer yazımı okuyan en güzeli sabah 8.00′ den önce aç karnına yapıcagınız kardiyo antrenmanınızdır.( Bir dilim lımon ve maydanoz sapı ıle yapılmıs sıcak su ıcmenızı tavsıye ederım.) Amacı kalori ihtiyacını arttırıp en ıyı derecede yağ yakımı sağlamaktır.

Uzun süre yemek yememe dolaşımdaki kan şekerinin düşmesine bu da glikojen (depolanmış karbonhidrat) seviyelerinin azalmasına neden olur. Bu vücudunuza egzersize yakıt sağlamak için glukoz yerine yağı kullanmaktan başka çare bırakmaz. Dahası, açlığa bağlı düşük insülin seviyeleri egzersiz süresince enerji olarak kullanılacak olan yağ asitlerinin varlığını arttırarak yağ yıkımına yardımcı olur.

Aç karnınıza yaptıgınız sabah kardiyoların da insülin direnciniz gün içerisinde tüketilen besinle yükselsede düzenli olarak kademeli düşer. Buda gün boyunca daha fazla yağ yakımı daha az acıkma ve daha hızlı doyma durumu oluşturur. Belki biraz bitkin ve halsızlik oalbılır kabul edıyorum ama en hızlı yağ yakımı da burada gerçekleşir.

Sizlere en faydalı bilgi içerikli yazılarımı paylaşabilmem için özellikle istediğiniz konular varsa eğer yazılarımın altındaki yorum bölümüne yazabılır, kocfirat@gmail.com adresıne mail gönderebilir, bloguma abone olabilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim..

GÖBEK YAĞLARI NASIL MI ERİTİLİR? BU YİYECEKLERİ UNUTUN

Aynaya baktığında kendine hayran olmak istemezmisin ? tabiki istersin. İnsanlar hep ister ki dünyada güzel olan yiyecek ve içecekleri tüketeyim ama kilo yapmasın vücudum. Bu işler öle kolay olmuyo aslında ilk etapta yapmanız gereken eğer
yağlarından kurtulmak istiyorsan her şeyin başı iyi bir beslenme planı… Az ve öz yemek dışında o göbekten kurtulma şansın yok. Bir de asla elini sürmemen gereken gıdalar var…

Bu yazıyı okuduğuna göre en az bir miktar göbeğin olmalı, ya da onca uğraşıp erittiğin yağları yeniden can simidine toplamayı asla istemiyor olmalısın. Her iki durumda da yalnız değilsin. Gece 10’dan sonra kebap ve dürümden başka yiyecek şeyin bulunmadığı bir ülkenin vatandaşı olarak senin de karnının etrafında minik bir utanç halkası, belinin iki yanında ele gelen tutamaçlar olması muhtemel.

Hiç aynaya bakıp da vücudunu aşırı seksi bulduğun oldu mu? İşte bu yiyecekleri hayatından çıkardığında, iyi ve gerçek gıdalarla beslendiğinde, bir de egzersizlerini tam yaptığında kendine hayran olmanın ne demek olduğunu anlayabilirsin…

O göbek gidene kadar aşağıdakileri ya hayatından tamamen çıkarıyor, ya da minimuma indiriyorsun, anlaştık mı?

1.Rafine Un : Bu gıdalar 3 ölümcül beyazdan oluşmaktadır. ( un,tuz,şeker ) ve bunlardan yapılmış yiyecekler hamur ve hamur işleri beyaz pirinç beyaz ekmek gibi bunlar her zaman en tehlikeli gıdalar arasında yer almaktadır. Sadece kilo açısından değil insülin dirençlerini arttırdığından ve şeker oranları da hatrı sayılır olduğundan şeker hastalığı içinde birebir. Çünkü hepsi özünde rafine edilmiş un özelliği barındırıyor.
Rafine olmayanlar, yani tam buğday, kabuklu pirinç, kinoa gibileri her zaman çok daha sağlıklı. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi araştırmacıları meyve, sebze, az yağlı süt ürünlerinden oluşan sağlıklı bir beslenme planının yanı sıra tam buğday tüketenlerin, aynı diyeti sürdürüp de rafine un tüketenlere göre karın bölgesinde daha fazla yağ kaybettiğini keşfettiler. Son kısım üniversite makalesinder alıntıdır. Yani sadece ben değil bilimsel olarakta kanıtlanmış bilgidir.

2.Kırmızı ve işlenmiş etler : Hepimiz sevmişizdir sucuk,salam,sosis… Biliyomusunuz aslında çokda iyi değiller. İşlenmiş etin içine girmeyen kimyasal madde rengini tadını çeşidini ayarlamak için bunların hepside vucudun atmakta,sindirmekte zorlandığı yağ tutan gıdalar. Ayrıca araştırmalar kanser risk seviyesininde yüksek olduğunu belirtmişlerdir.https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/10/151026_islenmis_et_kanser

3.Donmuş Gıdalar: Birçoğumuzun pratik yemek hizmetidir, bazı durumlarda hızır gibi yetişebilir imdadımıza. Daha çok öğrenciler, ailesinden uzakta hayatını sürdürenler, çalışan kadınlar çoğu zaman yemeksiz kalmamak için çabucak yapılabilmeleriyle elimiz ayağımız oluyo doğrudur. İçerdiği trans ve doymuş yağlar ?
Dondurulmuş pizza, hazır dondurma gibi gıdaların içeriğinde bol miktarda trans yağ bulunabiliyor.

Wake Forest Üniversitesi, maymunlara iki tür diyet uygulamışlar. Maymunların üzerinde yapılan deneylerle test etmek amacıyla ( gerçi çok takdir etmesemde hayvanlar üzerinde test yapılmasını, insanoğluna hizmet etmek için canlarından bile olabiliyolar. ) Neyse konuyu çok saptırmadan devam etmek istiyorum. Bir grup trans yağ tüketirken diğer grup doymamış yağlı gıdalarla beslendi.

Sonuç: Trans yağ tüketenler 6 sene içinde vücut ağırlıklarını % 7.2 oranında arttırırken diğerleri yalnızca %1.8 ağırlaştı. Trans yağlar yalnızca vücutta fazla yağ depolanmasına yol açmıyor, aynı zamanda vücudun diğer bölgelerinde yağın karın bölgesine taşınmasına da neden oluyor. Gerçekten basenlerindeki yağları göbeğine yapıştırmak istemiyorsan, aldığın donmuş gıdaların etiketlerini çok iyi okumalısın, ya da daha iyisi, hiç almamalısın.

4.Gazlı İçecekler: İster cola zero olsun ister şekersiz ister kalorisiz, hepsi kandırmaca vede uluslararası aile firmalarının, sermaye sahibi insanların daha çok kar ve para kazanma hırsından dolayı son yıllarda sağlıklı beslenen, yeme-içme sine özen gösteren insanların artması ve kendilerinin pasta paylarının düşmesinden dolayı bahsettiğim insanlarında tüketimine özendirilmek için ürün farklılaştırılmasından ibaret. Sakarin, aspartam ve sukraloz gibi yapay tatlandırıcıların insülin direnci ve glukoz intoleransına yol açtığı biliniyor. Bu ikiside kolayco kilo almanıza ve yağlanmanıza sebep oluyor. https://www.neoldu.com/gazli-iceceklerin-zararlari-4697h.htm

Yazımı sonlandırmaya yaklaşırken özellikle alkolüde belirtmek isterim ama resim olarak paylaşmak içerik olarak çocuk ve genç nesli teşfik edici bi hareket olurmu acaba diye düşündüğümden koymuyorum. Bunların yerine bol su için günde 1-2 fincan filtre kahve içmenizde diğer yapay tatlandırıcılı içecekelrden ( kutu meyve suları, cola, fanta vb ) hepsinden daha sağlıklı ve yararlı. Tabi hala fazlalıklarınızdan kurtulmak istiyorsanız ? Yorumlarda bulusmak dileklerimle.

Kilo Vermenize Yarıyacak Birkaç İpucu

Kilo vermemizi engelleyen en önemli sorun insülin direncimizdir.
Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor. Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor. İnsülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

  • Kan şekerini çabuk yükselten glisemik indeksi yüksek gıdaları beslenme düzeninden çıkartmak çok önemli. Beyaz ekmek, pirinç pilavı, patates, makarna, havuç, mısır, muz, incir, meyve suları gibi glisemik indeksi yüksek besinler ve içecekler beslenmenizde yer almamalı. Ben zayıfladığım donemlerde proteın agırlıklı ( yumurta,tavuk,yoğurt vb. ) beslenmiştim ama karbonhıdrat antrenmandan once alınmalı sadece bunun ıcınde yulaf onerıyorum.
  • Izgarada, fırında ve buharda pişirmek. Bunlar bilinen en sağlıklı pişirme yöntemleridir. Örneğin o an öğününüze tavuk koyduysanız ızgara yada fırında pişirmek en idealidir.
  • Kafein tüketimini artırın. Kafein bir çeşit iştah bastırıcıdır. Ayrıca antrenmandan önce alındığında yağ yakımını artırır, yani karın bölgenizdeki o son yağ tabakasından kurtulmanıza yardımcı olabilir. Kafein tüketirken aynı zamanda yeterince su içtiğinizden emin olun. Ayrıca aktarlardan biberiye yağı alarak vucudunuzun fazlalık bolgesıne surup üstünü strec le yada çöp posetıyle sıkıca gererek baglayıp antrenman yapın, sonuclarına siz bile inanamayacaksınız.
  • Sabah karnınız açken kardiyo yapın. Deneyimlerime göre ideal kardiyo zamanı sabah kalktıktan hemen sonra ve kahvaltıdan önceki zamandır. Fitness uzmanları arasındaki genel düşünce sabah aç karnına yapılan bir kardiyonun daha fazla yağ yakımına neden olacağı yönündedir (glikojen depolarının o saatlerde azalmış olmasından dolayı). Günün bu saatinde antrenman yaparsanız eğer kesınlıkle lımonlu sıcak suyu ıcıp kardıyoya baslamanızı tavsiye ederim.
  • Her öğün öncesi bir bardak su için. Bu hem günlük su ihtiyacınızı karşılamanıza yardımcı olurken midenizin de bir bölümünü işgal ederek daha az yemenize neden olur.
  • İlerleme. Egzersiz yaptığınız zaman kendinizi her zaman bir öncekinden biraz daha fazla zorlayın. Örneğin fazladan 10 saniye koşun, squat sırasında bara 1 kilo fazla ağırlık koyun. Çünkü vücut aynı tempoya alıştığı zaman kılo kaybı durur bunun ıcın en cok 2 gün gecmeden kendinizi bi önceki yaptığınız spordan daha fazlasını yapmaya çalışın.
  • Kendi beden ölçünüzden 1-2 tık daha küçük elbiseler alın. İşte bu en sevdiğim taktiktir, ona gırmek için var gücünüzle hırslanıp azmettıgınızde otomatik olarak ufak ufak adımlarla en sonunda kocaman bi sonu elde ediceksiniz bana güvenin.
  • Kardiyo antrenmanınızda kesinlikle İNTERVAL KARDİO ( HIT ) şeklinde yapın. Şimdi içinizden diyiceksinizdir ee yazdında bunu bu nedir kardeşim diye 🙂 Hemen açıklayayım; sürekli aynı bi tempoda yürüyüş yada sürekli aynı tempoda koşu yapmayın vücüdunuz alışır vede yağ yakımı durur. Bunun için aralıklı şok kardiyo yapın. Yani örneğin 1 dakıka yürüyün 30 sanıye koşun, yada 2 ye 1 de yapabilirsiniz ama sürekli bi vücudunuzu şoklara maruz bırakmanız gerekir. En hızlı yağ yakımı bu kardiyo şeklinde meydana gelir.

Zayıflamaya nasıl karar verdim

Öncelikle biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Eylül 1991 İSTANBUL’da Şişli Etfal Hastanesi’nde 5 kilo bi bebek dünyaya geldi, tam tosuncuk dimi 🙂 işte o gün den 23 yaşıma kadar hep bi doyumsuzluk hep bi yemek yeme isteği vardı. Hatta bi gün gazım varmış diye hastaneye götürmüş annecim beni ama bide ne görsün. Aslında gaz değilmiş benim derdim. Doktor bey parmağını ağzıma götürdüğü an emmeye başlamışım ama nasıl emmek öyle, adamın parmağı kopucakmıs 🙂 Hep anlatırlar bu hikayeyi kah gülerek kah eğlenerek. Çocukluğum aslında aşırı bi kilolu şekilde geçmemişti ta ki ergenliğe girene kadar. Lise döneminden itibaren kilo problemim iştahım önünü alınamayacak kadar cok kendini göstermişti. Tabi o zamanlar çok umursamıyosun, kızlarada çok bakmadığımından bu sorunu kendime dert etmemiştim 🙂 2010’da üniversiteyi kazandığımdan itibaren aslında bazı şeyler kafaya dank etmeye başlamıştı. Normal insanlar gibi gidip alışveriş yapamıyoduk ki battal beden mağazalar 6xl montlar 64-66 beden pantolonlar bide çok alamıyosun adamlar diyoki abi senın kıyafetinle 5-6 tane kıyafet çıkar diyolar. Böle olunca 1500 tl ye mont aldığımı bilirim o zamanlar gerisini siz düşünün ne kadar çok bütce harcamalarımı giyim sektörünün ele geçirdiğini 🙂 Okula giderken hergün aynı kıyafet giymekten artık utanır oluyodum kendimden insanlardan derslere gitmiyodum vede ilk 2 sene 24 tane dersin 20 sinden kalmıstım. Baktım olucak gibi değil 4 senelik okul bu gidişle 6-7 senede bitmez diye 2013 yazında gittim spor salonuna ama nasıl bi hırs, nasıl bi gazla. İyiki gittim çünkü o zamanlar bi tane kız vardı aşık olmuştum ki tam zayıfladıktan sonra oda 1.sınıfa başlamıştı. O gün zayıflamasaydım çok pişman olurdum sırf kilom olduğu için bana bakmasaydı. İşte kısaca hikayem bu ama tek bi husus var ki oda ne olursa olun kendinize kızmayın, iç sesinize kulak verin, ve de çabucak bişeyler olsun beklemeyin. Bekleyişe girip olmayınca sporu bırakanların oranı gerçekten çok fazla. Sabırlıca ilerleyin hayatta yapıcağınız işlerde.

5 ayda 54 kilo vermek

Uzun yıllar kilo ile mücadele etmiş birisi olarak zaman zaman yıldığım pes ettiğim günlerim oldu. Bazen öyle zaman oluyordu ki sanki sizin kaderinizmiş gibi bu yükü taşımak, işte o his sizi karamsarlığa sürükleyen, umudunuzu kıran en büyük düşmanınızı karşınızda konuşma fırsatı vermiş oluyosunuz. Aslında yapmanız gereken tek bi adım : Bır kez sorunun ne olduğunu gorebılırsenız cozumude bılırsınız. İşte bunun içinde öncelikle nerden başlamanız gerektiği, hayatınızda bugüne kadar neleri yanlıs yaptığınız üstünde kendi analinizi çıkarmanız atmanız gereken size verebileceğim en önemli tavsiyem. Bende öyle bi gün olduki tamam dedim ve yaptığım bütün yanlışlarımı bi kağıda listeledim. Ama azmimi ve inancımı kırmamak, tekrardan başaramama korkusunu içimden söküp atmak için diğer bi kağıda en güçlü olan 5 özelliğimi yazdım ve onlar üzerinden yürüdüm. Sizlere bu bloğu kurup yazmamdaki amacım biraz olsun içinizdeki umudunuzu tekrardan alevlendirip ilham olmak. Birçok arkadaşım yardım istiyodu tabikide kırmıyodum elimden geldiğince yardımcı oluyodum lakin asıl beni yazmaya iten sebep çok fazla ülkemin insanının bu sorunu yaşamasından kaynaklandığı vede benim onlara bi nebze yardımcı olabilmek için deneyimlediğim, hangi teknikleri kullandığım, başımdan geçenleri yazmak istememden dolayıdır. Hayatı boyunca zayıf yaşamış insanların sizlerin bu sorunu çözmesinde size yardımcı olamayacağına inandığımdandır. Bu tarz insanlar bi dönem benimde geçtiğim duygusal çöküntünün içinden , insanın kendisini yemek yemesinden alıkoyamamasından vede birçok sorunlarını ben kendim yaşadığımdan dolayı umarım sloganımdada bahsettiğim gibi asla yalnız yürümüyceksiniz. Bu yolda en büyük destekçiniz ben olmak istiyorum. Bana sosyal medya yoluyla ulaşabilir hangi konuda yardımcı olmamı isterseniz hiç çekinmeden yazabilirsiniz. Eğer bu ve bundan sonraki içeriklerimi yararlı olduğuna inanırsanız daha çok insanın faydalanması için sitemi ihtiyacı olan arkadaş, eş, dost vb kişilere ulaşmamı sağlarsanız bende bundan daha çok keyif alarak daha mutlu bi şekilde yazılarımı bi o kadar hevesli olarak yazmaya devam edebilirim.